Bilgi
Sitemiz Yenilenmiştir Üye olarak bize destek olabilirsiniz Allah razı olsun

  • DOLAR
  • EURO
  • ALTIN
  • BIST
Allâh’ı Göster de İnanayım

Allâh’ı Göster de İnanayım

Allâh’ı Göster de İnanayım İmam-ı Âzâm Ebû Hanife’nin çocukluk yılları idi. Allah  diye bir yaratıcının (hâşâ!) olmadığını, her şeyi tabiatın yarattığını iddia eden ve her gittiği yerde bilginlerle görüşmeler yapan bir dinsiz, döne dolaşa Kûfe şehrine gelir. Sapık fikirleri anlatmaya başlayan bu dinsizin, Kûfe bilginleriyle görüşüp münazara yapma isteğine gülen Müslümanlar:” Bizim küçük bir bilginimiz […]

Allâh’ı Göster de İnanayım

İmam-ı Âzâm Ebû Hanife’nin çocukluk yılları idi.
Allah  diye bir yaratıcının (hâşâ!) olmadığını, her şeyi tabiatın yarattığını iddia eden ve her gittiği yerde bilginlerle görüşmeler yapan bir dinsiz, döne dolaşa Kûfe şehrine gelir.
Sapık fikirleri anlatmaya başlayan bu dinsizin, Kûfe bilginleriyle görüşüp münazara yapma isteğine gülen Müslümanlar:” Bizim küçük bir bilginimiz var, eğer onunla karşılaşıp yenersen, büyük bilginlerimiz seninle görüşebilir.” diye cevap verirler.
Sonunda görüşme yerini ve saatini kararlaştırarak dağılırlar.
Kûfeliler salonu tıklım tıklım doldurmuşlardı. Aradan yarım saat geçtiği halde, küçük bilgin hâlâ gelmemişti.
Saatler ilerledikçe dinsiz bilgin gururlanıyor ve “benden korktu tabii” diyerek gülüyordu.
Tam bu sırada küçük bilgin Ebû Hanife’nin içeri girdiği görüldü.
Dinsiz bilgin:
-Niçin geç kaldın küçük! Yoksa çok mu korktun? diye sordu.
O da:
-Hayır korkmadım. Evimiz nehrin öte yakasında. Bu tarafa geçmek istediğimde köprünün yıkılmış olduğunu gördüm. Geçemeyeceğimi anlayınca, oradaki ağaçlara, hemen bir sandal olup beni geçirmelerini emrettim.
Onlar da sandal olup beni geçirdiler.; bu yüzden geç kaldım, özür dilerim, dedi.
Bu cevap karşısında kahkahalarla gülmeye başlayan dinsiz bilgin:
-Hey akılsız çocuk! Hiç ağaç kendi kendine sandal olur mu? deyince birden bir ciddileşen Ebû Hanife:
-Asıl akılsız olan sensin! Bir sandalın bile kendi kendine yapıldığını kabûl etmiyorsun da, şu uçsuz bucaksız âlemin kendi kendine var olduğunu nasıl iddia ediyorsun?
Bu güzel buluş karşısında şaşıran tabiatçı bilgin:
-Beni gafil avladın küçük! Pekâlâ, şu varlığını iddia ettiğin Allah ’ı göster de biz de inanalım, dedi.
Ebû Hanife eline bir bardak süt alarak sordu:
-Yağ ve süt neden yapılır?
-Tabii sütten yapılır.
-Öyleyse, şu bardaktaki sütün içinde bulunan yağ ve peynirleri göster bakalım!
Dinsiz bilgin iyice şaşırmıştı:
-Elbette bu sütün içinde yağ ve peynir vardır, fakat görünmez, dedi.
Dinsizi en zayıf yerinden yakalayan Ebû Hanife yerinden doğrularak:
-Şu sütün içinde yağ ve peynir olduğunu kabûl ettiğin hâlde onları gösteremiyorsun da, Yüce Allah ’ı “İşte Allah ” diye göstermek mümkün olabilir mi? Sütün her zerresinde yağ nasıl bulunursa, Allah  da bu âlemde öylece vardır, fakat gösterilemez, diye haykırdı.
Bu inandırıcı cevaplara rağmen hâlâ Allah ’ın varlığına inanmayan adam:
-Son soruma da cevap verirsen, üstünlüğünü kabûl edeceğim. Madem “Allah  vardır.” diyorsun, şu anda ne yapmaktadır?, diye sordu. Bir an düşünen küçük bilgin:
-Bulunduğun kürsüden aşağı in, sorunun cevabını orada vereceğim, diyerek dinsizin indiği kürsüye çıktı ve:
-Şu anda Allah , senin gibi bir dinsizi bu kürsüden aşağı indirerek, benim gibi küçük bir kulunu çıkardı, deyince dinsizin konuşacak dermanı kalmadı. Binlerce insanın karşısında “Kelime-i Şehâdet” getirerek Müslüman oldu…

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?